“Peki, ama ya mutluluğun kendisi ödev haline geldiyse?” cümlesiyle, daha önsöz kısmında beni kendine çeken “Mutsuz Olmak” kitabından bahsetmek istiyorum şimdi. Görüyorsunuz ki çok gösterişli ya da karmaşık bir cümle değil bu. Hâlihazırda kendi kendime sık sık tekrarladığım bir cümle olması itibariyle kalkıp yazarı araştırmama vesile olan bir kelime yığını.
Wilhelm Schmid; 1953 yılında Almanya’da doğmuş ve çeşitli şehirlerde felsefe eğitimi almış bir yazar. Eserleri 18 dile çevrilmiş ve dünya çapında bir milyonu aşkın satışa ulaşmış. Anlayacağınız üzere, kitapları okunan ve sevilen bir yazar. Fikrimce; dilini olabildiğince basite indirgemesi ve felsefeyle haşır neşir olmayan insanların dahi kendine bir şeyler katabilmesi, bunun en büyük sebeplerinden. İlk olarak, Mutsuz Olmak: Bir Yüreklendirme kitabını okumuş oldum fakat devamında birkaç kitabını daha bitirdim. Şimdi bakalım; Schmid bize neyi anlatmaya çalıştı, ben ne kadarını alabildim, size ne kadarını aktarabileceğim?
Aslında yazar kitabın ilk bölümüyle bir noktaya dikkat çekmek istiyor. Hayattaki amacımızın mutluluk olduğunu zihinlerimize dayatan sistemlere bir nevi eleştiri getiriyor. İlan panolarından reklamlara, broşürlerden turizm kuruluşlarına, gazetelerden tatil planlarına kadar; günlük hayatta karşılaştığımız çoğu alanın düşünce yapımızı ne denli etkilediğini fark ettiriyor. Şuraya açıklık getirerek devam edelim, elbette ki tek amacı günü bitirmek olan zihin yapısına kıyasla meselesi mutluluk olan zihin çok daha kazanım sahibidir. Fakat mutluluğu ödev haline getiren düşünce yapısı çok tehlikelidir. Mutlu olmak zorunda olduğunu, mutsuz olduğunda hayatın yaşamaya değmeyeceğini düşünür. Kendini suçlamaya, hayatta başarısız bir birey olduğuna inanmaya ve kıskançlığına yönetim izni vermeye başlar. İleride oluşabilecek problemleri görmeye başladınız bile, değil mi?
Kendi hayat bakışımın da büyük bir kısmını oluşturan anlam, yazar için de oldukça mühimmiş. Zira kitabın başlarında “Mutluluk önemlidir ama anlam daha önemlidir.” cümlesini kuruyor ve gözlerimizi bu kez günümüzde insanların düştüğü anlam boşluğuna çevirmemizi istiyor. Mutluluğun dahi insanı her zaman mutlu edemeyeceğini ayrı bir başlık altında detaylıca inceliyor. O kısımdan altını defalarca çizdiğim bir paragrafı alıntılamak istiyorum;
“İnsan kendini hoşluk haline ne denli bırakırsa, karşı kutbun potansiyeli o denli büyür. Mutluluğunu sağlığa bağlarsa, bir nezle bile onu mutsuz edebilir. Hep eğlence istiyorsa gönlü, bir saat sıkılmak onu mutsuz etmeye yeter. Hep genç kalmayı istese, yaşlanmak ona daha fazla acı verir. Hayat sırf zevk almak için mi yaşanır? Öyle ise dişçide duyacağınız acı peşinen hayatınızın bir haftasını gölgeleyecektir. Sırf başarı mıdır önemli olan? O zaman tek bir başarısızlık bile hayattan bıktırabilir. Yaşam sanatı, her şeyde mucizevi olanı görmek midir? O zaman gündelik hayata damgasını vuran ve hiç de mucizevi olmayan şeyler değersizleşir, oysa onlarla yaşamak da yaşam sanatının parçasıdır.” (sayfa 25)
Bütün bunlardan anladığım şey mutluluğu daimi bir zevkte aramanın en güzel mutsuzluk yolu olduğuydu. Daimi bir zevkten ziyade, ara verip durgunlaşmanın ve yaşanılan güzellikler yahut üzücü olaylar hakkında bir süre kafa yormanın-kendini dinlemenin; bir sonraki anı çok daha kıymetli ve anlamlı kılacağını düşünüyorum. Bu şekilde her şey yolundayken, insanın birden garip bir ruh haline bürünerek kendine ne olduğunu çözememesi durumunu çoğunlukla ortadan kaldırmış olabiliriz.
“Mutsuz Olmak” kitabını okumamın ardından acıyı anlamlandırmak, onu kendi lehine kullanmak yaşama sanatının en güzel parçalarından biri gibi gözüküyor gözüme. “Acıyı tanımasam hazzın ne olduğunu nereden bilecektim?” diyor Schmid. Devamındaki örnekleriyle de hazzı güzel kılanın acı olduğunu gözler önüne sermiş oluyor. Daha kötü zamanlar geçirmemiş olan bir kimse var mıdır ki güzel zamanların güzelliğini görebilsin? Çevrenizde en hoş şeylerden dahi şikâyet eden insanlara bir bakın, her istediğini kolayca elde etmiş insanların ne kadar mutsuz hayatlara sahip olduğunu inceleyin. Evet, hayatın başka zamanları da vardır. Pozitif olanın kıymetini de onlar sayesinde biliriz. Hep ileri bakarsak, geride kalanlardan bir şey öğrenmeye pek niyetli olmadığımızı belli ederiz sadece. Pozitif beklentilerle ileriye bakmak iyidir fakat bununla birlikte negatif olanı göz ardı etmeyerek tedbir almak çok daha iyidir. “Ayrım yapabilen bir yaşam sanatı, olaylara yeri geldiğinde pozitif bakıp bununla beraber negatif şeylerin de kayıtsız şartsız farkında olmaktadır. “
“Mutsuz Olmak” kitabının ikinci yarısı depresyon ve melankoli üzerinde yoğunlaşarak hayatı bir bütün olarak görmemiz gerektiğini savunmaya devam ediyor. İlgilendiğimiz alanlarla kurduğumuz anlamların hayatı güzelleştiren şeyler olduğuna ve bazı yerlerde de en güzel eserlerin acının zirvesinde ortaya çıktığına değinerek bir nevi mutsuzluğu övüyor. Övme işine pek katılmasam da yazarın düşüncelerinin büyük bir kısmını haklı buldum. 92 sayfalık, kolay anlaşılan ve hayatınızı değiştirmese de bazı çizgilerini hafifçe yumuşatabilecek bir psikoloji/felsefe kitabı olan “Mutsuz Olmak”ı az buçuk anlatmaya çalıştım. Okumanızı tavsiye ederek, incelememi küçük bir alıntıyla sonlandırıyorum.
“…Daimi bir gönül hoşluğunu gerçekleştirme isteğiyle başlatılan ilişkiler çabuk biter. Oysa bir ilişkide anlam görebiliyorsanız, çünkü onu kader ortaklığı cemaati olarak düşünüyorsanız örneğin, o ilişki mutsuz zamanları da daha iyi atlatabilir…”
[Görsel: Remedios Varo’nun “Celestial Pabulum” adlı eseri.]
